cheap nfl jerseys outlet cheap jerseys from china real cheap jordans cheap jerseys for sale cheap jerseys wholesale nfl jerseys
Türkiye Obezite Araştırma Derneği
İyi Kolesterol Nedir ?
Tüm dünyadaki ölüm nedenleri arasında, kalp damar hastalıkları birinci sıraya yerleşmiş durumdadır.

Kalp damar hastalığı diabet hastalarında en önemli ölüm nedenidir. Türk Diabet Cemiyeti tarafından, Türkiye’nin 28 bölgesi ve 31782 hastayı kapsayan geniş çaplı taramada, ülkemizde diabet sıklığı % 9.27, her yıl eklenen yeni vaka oranı % 3.46 olarak saptanmıştır.

Yine; Tip 2 diabetiklerin (erişkin tipi diabet) ilk sırada gelen ölüm nedeninin % 35 ile koroner arter hastalığı olduğunu bilmekteyiz. Diabetin, özellikle kronik komplikasyonları (uzun süreli hasarlanma) sebebi ile hastaneye yatan hastaların %75’inden fazlasında neden kalp damar hastalıklarıdır.

Tip 1 diabet (juvenil diabet) hastalarında kalp damar hastalığı nedeni ile ölüm 3-10 kat daha fazla iken, tip 2 diabetli erkeklerde bu oran 2, kadınlarda 4 kat daha fazla bulunmuştur. Büyük damar tutulumu ile giden (makrovasküler) hastalıklar diabet hastalarında tüm ölümlerin % 75-80’inden sorumludur.

Kısaca, ateroskleroz diabet hastalarında daha erken ve sık oluşur, üreme çağındaki kadınlarda ise cinsiyete bağlı korunma gözlenmez. Yine diabet hastalarında infarktüs veya by-pass sonrası kısa ve uzun dönem ölüm oranları anlamlı olarak daha yüksektir.

Kolesterol; yaşam için gerekli olan, kan dolaşımında ve hücre yapısında bulunan yağ benzeri bir maddedir.

Kolesterol beyin, sinirler, kalp, barsaklar, kaslar ve karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak kortizon ve seks hormonu gibi hormonları, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Tüm bu işlemler için kanda, çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir.

Kanda fazla miktarda bulunan kolesterol; damarda birikerek kan damarlarının daralmasına ve sertleşmesine (ateroskleroz) yol açar. Bunun için halk arasında damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler kullanılmaktadır. Ateroskleroz oluşumunun tek sorumlusu kolesterol değildir; kan pıhtısı, akyuvarlar ve kalsiyum gibi maddeler de bu oluşumda rol oynar.

Vücudumuzda mevcut tüm organlara kan taşıyan ve bu sayede görevlerini yapmalarını sağlayan ana yollardır damarlar. Kolesterol herhangi bir damarda ateroskleroza yol açtığında, söz konusu damarla beslenen organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Mesela böbrek damarları tutulduğunda hipertansiyon ve böbrek yetmezliği, kalbin koroner arterleri tutulduğunda kalp krizi ve ani ölümler gözlenebilmektedir.

Nedir İyi - Kötü Kolesterol?

Kolesterol kan dolaşımında serbest olarak dolaşmaz, su özeliklerini taşıyan kanda, bir çeşit yağ olduğu için normal koşullarda çözünmez. Kolesterol kan içersinde proteinlere bağlı olarak taşınır. Kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein partikülü adı verilir. Temel kan yağları; kolesterol, trigiseridler ve fosfolipidlerdir. Lipoprotein partikülleri içerdikleri lipid oranı ve apoporotein türüne göre değişkenlik gösterirler. Lipoproteinlerin merkezinde belirttiğimiz üzere kolesterol ve trigliserid gibi, suda çözünmeyen moleküller, yüzeyinde ise apoproteinler, fosfolipidler ve esterleşmemiş kolesterol gibi çözünebilir bileşikler bulunmaktadır.

Başlıca lipoprotein çeşitleri;

Şilomikronlar: Besin kaynaklı trigliseridleri taşıyan en büyük moleküllü lipoproteinlerdir. Yemek sonrası ince barsak mukozasından emilen kolesterol ve trigliseridlerin özel bir apoprotein ile birleşmesinden oluşur.

Çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL): Büyük oranda trigliserid ve daha az oranda kolesterol içerir. Büyük kısmı karaciğerde oluşturulur.

Orta yoğunluklu lipoprotein (IDL): VLDL’nin LDL’ ye dönüşümü sırasında oluşan kısa ömürlü ara ürünlerdir. Düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL): VLDL’den dönüşüm sonucu oluşurlar. Büyük oranda kolesterol içerirler, kan kolesterolünün % 70’ini taşımaktadırlar.

Böylece kötü kolesterol olarak da adlandırılırlar. Az yoğun ve büyük çaplı A tipi ile yoğun ve küçük çaplı B tipi vardır. B tipi daha büyük oranda damar sertliği yapar (aterojeniktir).

Yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL): En ufak moleküllü olan ve yüksek oranda protein içeren lipoproteinlerdir.

HDL’ler kandan kolesterol ve trigliseridlerin temizlenmesinde ve dokulardan karaciğere -safraya boşaltılmak üzere- geri taşınmasında önemli rol oynarlar. Bu ters nakilden ötürü iyi kolesterol olarak da adlandırılırlar (antiaterojeniktir).

Lipoprotein (a): Yapıca LDL’ye benzer, ateroskleroz riskini arttırır. Total kolesterol değeri kabaca HDL, LDL ve VLDL kolesterolün toplamına eşittir. Bu nedenle içerdiği kolesterol çeşitlerinin oranları göz önüne alınmadan yüksek total kolesterolü doğru yorumlamak mümkündeğildir.

Bu arada sıkça kullanılan dislipidemi terimi nicelik ve/veya nitelik olarak normalden sapmış yağ dağılımını ifade etmektedir.

Yol Açtığı Hastalıklar ve Önemi:

Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de kalp damar hastalıkları ölümlere ve kalıcı sakatlıklara yol açan yaygın bir sorundur. Türkiye’de 6 milyon kişinin kolesterol düzeyi sınırda yüksek (200-239 mg/dl), 2 milyon kişinin ise yüksektir (240 mg/dl ve üstü). Gelişmiş ülkelerde kalp damar hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Dikkat edilmesi gereken nokta, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, şişmanlık gibi sorunların düzeltilmesi ile bu ölümlerin düzeltilebilir olmasıdır.

Tablo 1. NCEP ATPIII’e göre kan yağı değerlerinin sınıflandırılması

LDL-Kolesterol

100 : Arzu edilen

100-129 : Arzu edilene yakın

130-159 : Sınırda yüksek

160-189 : Yüksek

190 : Çok yüksek

Total Kolesterol

200 : Arzu edilen

200-239 : Sınırda yüksek

240 : Yüksek

HDL-Kolesterol

40 : Düşük

60 : Yüksek

Kalp damar hastalığı oluşumunu kolaylaştıran faktörler kardiyovasküler risk faktörleri olarak adlandırılır. Kanda total kolesterol ve LDL- kolesterolün yüksek olması, HDL- kolesterolün düşük olması birer kardiyovasküler risk faktörüdür. Böyle hastalarda infarktüs, felç (inme), damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Hiperkolesterolemi denen kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular ani kolesterol yükselmesinden ziyade uzun süreli kolesterol yüksekliğinin, damar duvarında kolesterol birikimine yol açmasının sonucu gelişir.Diğer bir deyişle asıl sorun, uzun süreli kolesterol yüksekliğine maruz kalmaktır.

Beyni besleyen damarların tıkanması felç, konuşma bozukluğu, dengesiz yürüme ve bilinç kaybına, kalbi besleyen damarların tıkanması göğüs ağrıları, infarktüs, kalp yetmezliği ve ani ölümlere neden olur. Böbrek damarlarında oluşan tıkanıklık hipertansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Yine ana damarlarda oluşan kolesterol birikimi de tehlikeli olup buradan kopan birikintiler daha küçük damarları tıkayarak çok çeşitli sonuçlara yol açabilir (gangren, körlük, barsak ölümü vb.).

Tüm bu sorunlar ortaya çıktığı zaman hasta geç kalmış olabilir, bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yüksek düzeyleri düşürmek çok önemlidir.

Dislipidemi Ve İnsülin Direnci:

1960’lı yıllardan beri; trigliserid yüksekliği, obezite, insülin yüksekliği, insülin direnci, bozulmuş glukoz toleransı, hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı arasındaki ilişki bilinmektedir. Söz konusu olgular bütününe günümüze dek bir çok farklı isimler verilmiştir: Sendrom X, metabolik sendrom, insülin drenci sendromu, ölümcül dörtlü bu isimler arasında sayılabilir.

Metabolik sendrom tanısı nasıl konur?

1. Obezite: Bel çevresinin kadında 88 cm ve üzeri, erkekte 102 cm ve üzeri

2. Trigliserid: 150 mg/dl ve üzeri

3. HDL- kolesterol: Erkekte 40 mg/dl’nin altı, kadında 50mg/dl’nin altı

4. Kan Basıncı: 130/85 mmHg ve üstünde olması

5. Açlık Kan Şekeri: 110 mg/dl ve üstünde olması

Sayılan 5 kriterden üçünün mevcut olması tanı için yeterlidir.Bu kriterler içinde en önemli konu obezite, HDL-kolesterol, trigliserid ve açlık kan şekerinin, insülin seviyesi ile ilişkili lipid tanı grubunu oluşturduğudur. Bu da göstermektedir ki, lipid metabolizma bozukluğunun çoğu ek bir tanı kriteri ile metabolik sendroma dönüşebilmektedir. Metabolik sendromda görülen lipid bozuklukları; trigliseridde ve küçük-yoğun LDL- kolesterolde artma ile HDL- kolesterol (özellikle HDL2 alt grubunda) azalmadır.

Metabolik sendromda anahtar bozukluk obezitedir. Bu konuda J. Vague, kadınlarda genel obeziteden çok merkezi obezitenin sağlık açısından olumsuz bir faktör olduğunu 1956 yılında ilk söyleyen kişidir, ki bu saptama erkekler içinde geçerlidir. Obezite arttıkça diabet ve koroner kalp hastalığı riski de artar. Bu risk yalnızca obezite varlığı ile ilişkili olmayıp karın içi yağ miktarı artmış normal kilolu kişileri de kapsar. Karın içi yağ birikimi sonucu gelişen merkezi obezite hiperinsülinemi ve insülin direncine neden olan ana bozukluktur.

İnsülin direnci durumunda lipid seviyelerinin olumsuz yönde etkilenmesi bazı metabolik değişiklikler sonucunda meydana gelir. Söz konusu değişiklikler yalnızca obezite ya da tip 2 diabet için değil her tür metabolik sendromda geçerlidir. Sonuç olarak yüksek trigliserid, düşük HDL2-kolesterol ve artmış küçük-yoğun LDL partiküllerinin varlığı atorejenik lipid fenotipi olarak tanımlanır.

Türk halkında metabolik sendrom ile ilgili çalışmalar Onat ve arkadaşları tarafından yapılmış ve ülkemizde ne yazık ki 9 milyon erişkinin bu sendrom kapsamına girdiği ortaya konmuştur. Türkiye’de metabolik sendrom sıklığı erkeklerde % 31, kadınlarda %43, erişkinlerde %37 olarak belirlenmiştir. Diğer bir deyişle 3.4 milyon erkek, 5.7 milyon kadın ve toplam 9.1 milyon erişkin metabolik sendromludur.

Tanı kriterlerinden konumuzla direkt ilgili olan trigliserid yüksekliği ve HDL- kolesterol düşüklüğünün nedenlerini belirtelim: Trigliserid yüksekliğinin nedenleri arasında obezite, fizik aktivite azlığı, aşırı alkol alımı, aşırı karbonhidratlı beslenme, tip 2 diabet, kronik böbrek yetmezliği ve ailevi hiperlipidemilerin bir kısmı gösterilmişken HDL düşüklüğü sebepleri arasında ise trigliserid yüksekliği, obezite, fizik aktivite azlığı, tip 2 diabet, sigara kullanımı ve aşırı karbonhidrat alımı gösterilmiştir. HDL düşüklüğü ile koroner kalp hastalığı arasında pozitif bir ilişki vardır.

Tip 2 diabette de insülin direnci dislipideminin temel sorumlusudur. Artmış serbest yağ asitleri karaciğere gelerek TG yüksekliğini yol açar. VLDL partikülleri bu nedenle sıklıkla fazla TG içerir ve büyüktür, LDL yoğun ve küçük bir yapıya bürünür, HDL-K düşer. Sonuç olarak diabetik hastalarda lipid triadı olarak sözedilen TG yüksekliği, HDL- kolesterol düşüklüğü, LDL- kolesterol beta fraksiyon yüksekliği tipiktir.